Seyahati sevmem ama oturduğum yerden yol filmlerini seyretmeye bayılırım.. Bir yol filmi diye düşündüğüm ama seyrettikçe filmin çok daha başka anlamlar içerdiğini gördüğüm "Bab'Aziz" beni bir başka açıdan da çölün gizemli, mistik ve büyülü dünyasına hayran bıraktı.
Nacer Khemir 2005 yılında İran, Tunus, Macar, İngiliz ve Fransızlarla ortak yapmış bu filmi. Aksakallı dedemiz Bab'Aziz ve onun sevimli ama çirkin torunu İshtar çöldeki bir kum fırtınasından sonra kumun içinden sanki yeniden doğarlar. Büyük bir toplantıdan bahsedilir devamlı. Yolu nasıl bulacaklarını soran İshtar'a "yolu bilmiyoruz ama inancı olan kaybolmaz ve herkes yolunu bulmak için en değerli hazinesini kullanır" der dedesi, o sırada onlara katılan bir başka gezgin ise şarkı söyleyerek yolunu arar. Tv yok, radyo yok e öyle olunca vakit geçirmek için çocuğa bişeyler anlatmak gerek ki dedemizde hikaye bol, başlar anlatmaya.
"Zamanın birinde bir prens çölde bir ceylan görür. Simsiyah soylu arap atıyla peşine düşer ceylanın ama daha sonra at gelir prens gelmez. Merak içinde bekleyen halkı onu bir suyun başında kendinden geçmiş bir halde bulur. Gel zaman git zaman prens suya bakarak oturmaktan bıkmaz ama halk usanır ve onu terk eder. Dervişin biri ise onu yalnız bırakmaz yedirir içirir onu bekler. Günün birinde ayaklanan prens kalkar ve yolunu bulmaya çıkar..."
Bu hikayeye başlayan Bab'Aziz'in yolculuğuna zaman zaman başka karakterler de eşlik ederler ve böylece film devam eder. İçinde bir çok gizem barındıran filmin küçük bir kısmını çözsem de daha çözülmesi gereken büyük bir kısım var.
"Dünyadaki ruhlar kadar Tanrı'ya giden yollar vardır..." diyerek Tanrı'ya ulaşmanın insanların ruhlarına dokunmaktan geçtiğini, "ruhunla süpür sevgilinin kapısının önünü, ancak o zaman onun aşkı olursun" diyerek de bunun için çok çalışmak gerektiğini vurgulayan dervişler devamlı surette repliklerinde gerçek dünyanın dışında başka bir dünyaya işaret ediyorlar.
Filmin bir sahnesinde de aşkın ne olduğu o kadar güzel bir şarkıyla anlatılıyor ki; işte o zaman ben de "aşk kim, biz kim" diye bitiriyorum kendimi...
"Bu dünyadaki insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.
Kelebeklerden ilki ateşe yaklaşmış ve demiş ki; ben aşkı çok iyi bilirim.
İkincisi ateşe yaklaşarak kanadıyla yavaşça dokunmuş ve demiş ki; aşkın ateşinin nasıl yaktığını en iyi ben bilirim.
Üçüncüsü ise kendini ateşin tam ortasına atmış ve anında yanarak kül olmuş.
İşte gerçek aşkı sadece o bilir..."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder